Home
ANASAYFA
album
Album
Forums
Forums
Your Account
Kullanıcı Girişi
Site menu
icon_home.gif Ana Sayfa
insanhaklari.jpg Biz Kimiz?
icon_community.gif Insan Haklari
newspaper.gif Dernekten
bende.jpg Yazarlar
page_white_text.gif Haberler
som_themes.gif Videolar
icon_members.gif Ziyaretçi Defteri
icon_community.gif Kullanıcı Girişi
favoritos.gif Kayıt
som_downloads.gif iletisim


yediumut Köşe Yazıları Bölümüne Hoşgeldiniz!..

Bekar Eli



Yazar Adı: Kalihora

Yazar İletişim:


Ellerini gür saclarinin arasina daldirdi, kasimaya basladi. Meret tuttumuydu birakmazdi zaten. Ordan kulaklarinin arkasina indi, boynunu kasidi sonra…Ardindan da sirtini kasimaya calisti, ortasina yetisemeyen elleriyle…Yalnizlik en cok da o an koyuyordu aslinda…Sirtina elinin ulasamadigi anlarda…Banyoda mesela…Keselenirken…Sonra iste su lanet bulasici kasinti sirtina gectiginde. Sirf isini kolaylastirsin diye bir „Bekar Eli“ bile almisti kendine, fakat o dümdüz ucu kivrik sopanin da derdine derman oldugu söylenemezdi. Etrafina bakindi sanki birinden medet umacakmis gibi. Oysa yalnizdi iste...Üstelik de bayagidir böyle gidiyordu bu. Kalkti yatagindan sessizce. Genelde calar saatten daha erken uyanirdi. Cep telefonunun saatini hic kurmazdi. Su birmilyoncularda satilan, cin mali, caydanlik seklinde bir saat dururdu basucunda, onu kulanirdi, odadan cikana kadar saatin hükmü gecerdi.On dakika sürmeliydi en cok üstünü giymek,sonra en cok bes dakika daginik evrak cantasini toplamak. Teknolojiden uzak olmak gibi bir kaygi gütmediginden esasinda, bundan sonraki sürecte cep telefonu alirdi zaman ayarlayici olarak yerini. Koluna saat takmayali cok olmus olmaliydi. Güzel bir saati vardi aslinda bir zamanlar, ne olmustu sahi o saat, kendi de bilmezdi…Belki giden esyalarin arasina karismistir diye düsünmüstü bir cok kez. Giden ve gelmeyecek olan esyalarin arasina…
Kahvaltisiz yapamazdi. Annesi alistirmisti kahvaltiya. Hazirlayip önüne koydugundan degil, atlanmamasi gereken bir ögün oldugu konusunda onu ikna ettiginden. Saat sekiz bucuk dedi mi, atlar giderdi arabasina. Yarim saat sonra is yerinde. Yalnizlik eve is de getirtirdi. Sicak selamlardi mesai arkadaslarini. Sicak bir bardak adacayi ni masasina söyler, bilgisayarini acardi. Kendini aksama satacagi yerleri sabahtan aramaya baslardi. Dogaclama cikardi disariya. Simdi mesela yan masadaki Selim’e soracakti aksama yeni gelen filmlerden birine gidelim mi diye. Ya da Cigdem’i eve yemege davet edebilirdi, sonra arkasindan film izleyebilirlerdi birlikte; ama kesin Cigdem sevgilisiyle cikacaktir diye düsündü. O esnada adacayi geldi. Mis gibi kokuyordu iste caanim cay. Dilini yakmamak icin üfleye üfleye icti, sandalyenin yanina biraktigi evrak cantasini acti masanin üstüne, icinden karalanmis kagit parcalari cikardi, onlari yazmaya basladi. Eve is tasidigi zamanlar bilgisayar basinda calismayi sevmezdi. Kagitlar üstüne notlarini alir, listelerini yapar arkasindan da is yerinde bunlari gecirirdi. Yani gece düsünür, gündüz yazardi kendi. Böylelikle kaytardigini düsünürdü bir parca isten, ya da cok yorulmadigini…Bir nevi ic rahatlatmaydi iste. Is rahatladi mi, sohbete de dalardi tanidiklariyla…Lise, üniversite yillarindan adamlar vardi aralarinda. Ne günler birakmisti geride bu cok da ileri olmayan yasinda…Gülümseyerek anardi hep onlari…Severdi arkadaslarini, onlar da onu severlerdi. Bu aralar ne olmustu da böyle yalnizlasmisti diye düsündü kendi kendine. Oysa sorsan bir dolu insan vardi cevresinde, ama eve gittiginde derin bir yalnizlik. Bir ara düsünmemis de degildi bir arkadasiyla birlikte oturmayi…Ama kafasinin uyusacagi adamlarin is yerleri eve uzak olunca caydi bu plandan. Acaba eve geri dönsem mi diye de gecirirdi kafasindan, sonra silerdi. Alismisti kendi düzeninde yasamaya. Yeniden ev hayati tahammülü zor geliyordu ona. Simdi iste istedigini eve cagirabiliyor, istedigi saat girip cikabiliyordu eve…Iyiydi böyle…
Sakalasmalar baslamisti ofiste, birazdan disari cikmasi gerekiyordu, birileriyle bulusmasi… Birsürü yabanci kelime kullanmasi, hic sevmedigi insanlara gülmesi, haklisiniz demesi. Iste isin en cok burasina sinir oluyordu, sevmedigi insanlara gülümsemek. Oysa cok da severdi gülmeyi; ama yine de degen insanlarla paylasmak gerekirdi ona göre gülüsleri bile.
Kerim mor bir gömlek giymisti, günün espiri konusu buydu. Cocukcagizin sevgilisi almisti, o da giymemezlik edememisti. Fena da durmuyordu aslinda, ama eglence cikmisti. O da takildi biraz Kerim’e, ama biliyordu ki takilmasinin icinde ince bir kiskanclik da vardi. Kerim aksam eve gidecekti, giderken yolda Yoncasina telefon acacakti, belki görüseceklerdi. Kendisininse bir kapisi yoktu henüz, vakit öglen yemegini göstermesine ve birileriyle birseyler yapmayi cok istemesine ragmen. Yemekte kalabalik sen sakrak bir grubun yanina oturdu, toplantiya gitmeden önce biraz kafasini dagitmak istedi, hatta onun toplantisi bile samata konusu oldu…Arabasina atladi, aklina biri geldi, gözleri parladi. Cok uzakta olan eski bir tanidigi aradi, toplantiya gidene kadar onla konustu…. Yüksekten bakan ve böyle konusmayi cok seven grubun icinde güzel bir de bayan vardi bu sefer. Arada bir bakislari degdi kadina. Kadin degen bakislari dondurup havada birakti. O da cok umursamadi bu durumu. Zaten sevmiyordu bu insanlari, bu bir kere daha teyit edilmis oldu. Mekandan cikar cikmaz kendini Bogaz kenarindaki bir banka atti. Rüzgar pantolonunun pacalarini hareketlendirdi, kravati yüzüne dogru ucustu. O hic birseyi düzeltmedi, kollarini iki yana acti bankin tamamini himayesine aldi ve rüzgari selamladi. Gözlerini kapadi, martilarin sesini dinledi. Vapur sesi de eslik etti onlara. Sonra amatör bir balikci da karisti aralarina, ardindan bir turust kafilesi…Ayakkabi boyacisi cocugun sesiyle irkildi. Ayakkabilarina bakti, cok kirli de degillerdi, ama cocugu reddedecek sözcükler gelmedi o anda aklina. Ayakkabilarini boyatti. Banktan kalkti, arabasina gitti. Kapiyi acmadan önce rüzgarli Bogaz havasini bir kere daha cekti cigerlerine, ardindan hizla yokusyukari cikan viraji döndü. Ofise geri döndügünde herseyi yaklasik olarak biraktigi gibi buldu, ki farkli bir beklentisi de yoktu. Selim’e sinemaya gitmeyi degil de Nevizade’de icmeyi teklif etti. Kabul edildi teklifi. Mesai bitiminde önce karinlarini doyurdular, sonra yolunu tuttular meyhanelerin…Darbukanin sesi kulaklarinda yankilaniyordu, Selim’in sesi darbukanin gümleyislerinde eriyordu. Bu gece taksi tutulacakti madem, Selim’i dinliyormus gibi yapip, icmek en iyisiydi. Arada kendisinin birseyler söylemesi gereken yerlerde de her zamanki tavrini takinip konusmasina devam ediyordu. Darbuka her güm dediginde icinde bir yerlere degiyordu. Canini acitiyordu darbukanin gümleyisleri. „Güm“ kapi kapaniyordu. „Güm“ saatle gidiyordu esyalar. „Güm“ evin icinde boslukta sesi yankilaniyordu…Selime birseyler söylemek istedi…Bekar Eli’nden, sirtindan, keselenmekten filan bahsetmek istiyordu aslinda. Selim ise yayik agzina Galatasaray i almisti. Birazdan hükümete de catabilirdi. Sonra bir kizdan da bahsedebilirdi, ama onun istedigi tek sey sirtindaki sivilcelerin hoyrat olmayan bir elle keselendikten sonra gecmesi, kucagina yattigi birinin elinin yetmedigi yerlere oksama-kasima karisimi degmesinden anlatmakti Selim’e. Anlamak zorunda degildi Selim, ama dinleyebilirdi hic olmazsa..Agzini acmadan anlatmaya basladi…Darbuka her yeni güm degisinde, ici biraz daha acidi, biraz daha basi döndü. O konusmasini bitirdiginde, Selim de gümrük sorununu cözmüstü iste. Kalktilar. Taksiler cagrildi, evlerin yolunu tuttular. Taksici ufak bir sohbete girismeye calisti bu yolcusuyla, o da icinden cevap verdi ilkin, sonra icinden sadece kendisinin duyabilecegini anlayica gecenin son kelimelerini de taksiciye harcadi. Biraz daha hafiflemis gibi hissetti kendini ilkin. Evin kapisina geldi, anahtari kilide oturtup cevirdi, kapi yanindaki isiga atti elini. Yine cöktü üstüne sessizlik, karanlikti evin geri kalan kismi. Ayakkabilarini cikardi, yerine koydu. Keratanin yaninda duran Bekar Eli ne takildi gözü…Lanet okudu icinden o ucu kirmizi ojeli tirnaklara benzetilmeye calisilmis egrelti sopaya, sonra bir küfür savurdu sesli. Balkona gecti hizlica, gecenin havasini soludu, cebinden cikardigi telefonunda saate bakti okumak icin zaman vardi daha biraz, ama banyo yapmak istedi cani. Yine kasinmisti o aki olmayan kapkara gür saclari, ordan boynu, sonra sirti…Odasina gecti, havlusunu aldi…Koridordan gecerken keratanin yaninda sessiz sakin durusunun icinde onunla dalga gecen tahta parcasina degdi gözü. Hincla bakti ona. “Kurtulmali” dedi, “kurtulmali bu lanet sopadan” ve banyonun kapisini carpip sicak suyu acti…
Okunma: 61 Eklenme Tarihi: Salı, 24. Haziran 2008
 
En Çok Okunan
Kalihora: En çok okunan yazısı
Bekar Eli


Seçenekler

   Çıktısını Al

   Arkadaşına Yolla

   Köşe Yazılarına Dön



Bu Yazıyı Oylayın
Oy Ortalaması: 5
Toplam Oy Sayısı: 1

Çok İyi

Sizce Bu Yazı Nasıl ?

Çok İyi
İyi
Normal
Kötü
Çok Kötü




Bu sitedeki tüm logo ve markalar sahip ve lisans işleticilerin malıdır.
Ayrıca sorumluluktan bağışıklık geçerlidir. Diğer detayları burada bulabilirsiniz Künye.
Bu sayfanın içerikleri RSS/RDF-Kaynaklı olarak mevcut.
Bu web sitesi pragmaMx 0.1.10 e dayalı.
Makaleler yazarın/yazarların fikri mülkiyetidir,
başka her şey © 2008 by yediumut